Serhatcan Yurdam
Henüz yorum yok

Hilal Metro İstasyonu Yolu Kimin Umurunda?

Decrease Font Size Increase Font Size Boyutla Yazdır

İzmir birkaç gündür yağışlı. Yağmur yağıyor, rüzgar da var. Şemsiyeler de pek fayda etmiyor. Rüzgar olmasa da çok işe yarayacağı söylenemez ya. Islanmamak mümkün değil. Çünkü basacak yer yok yayalar için. Evet basacak yer yok.

İzmir’in Konak ilçesine bağlı Kahramanlar Mahallesi’nden, Hilal’deki metro istasyonuna yürümeye başladım.İki gece önce, saat 20’yi biraz geçiyordu. Yağmur ve rüzgar hayli şiddetliydi. Yeterince ıslandım. Eh, olacak o kadar. Yağmur bu, yağacak tabi, rüzgar da esecek.

Buraya kadar sorun yoktu. Tabi öncesinde Alsancak’ta taksi arayıp bulamamanın dışında. Gerçi bulunca da ‘kısa mesafe’ diye almayabiliyorlar ya, o da ayrı mesele…

Meseleye dönelim.
Kahramanlar’dan Hilal metro istasyonuna yürüyordum ki, yüzmem gereken bir alan çıktı karşıma. Yanlış okumadınız. Alttaki fotoğrafta gördüğünüz beyaz otomobilin yönünden geliyordum ve basacak bir ‘yer’ yoktu, ya yüzecektim, ya da geceyi orada geçirecektim. Neyse ki yüzme biliyordum.
1

 

Karşıdan karşıya geçtim. Botun içindeki ayaklarım su içinde kaldı tabii. Dikkat edin lütfen, bot.
Durup üstteki fotoğrafı çektiğim noktadan sola doğru devam etmem gerekiyordu. Peki yol durumu nasıldı? “Yol durumu” bir yana, ortada yol yoktu ki! Yol doğalgaz için yapılan alt yapı çalışmaları nedeniyle bozulmuş. Sonra da düzeltilmemiş.
Az önce gölü geçmiştim, sıra denizdeydi…
2

Parçalanmış asfaltın üstündeki su birikintisi…

 

Üstteki fotoğrafta görülen alanı da suya bata çıka geçtim. Tabi su birikintisinde göz kırpan taşlar da vardı. İlkel köprüler olur ya hep, suya basmamak için mahallelinin dizdiği taşlardan… Zaten o taşlar kırk yılda bir işe yarar, bu sefer de işe yaramadı. Hoş yarasa ne olacaktı ki…

“Birkaç kova suya battın diye amma söylendin be arkadaş” diyor olabilirsiniz. Elbette birkaç kova suda ne boğuldum, ne eridim. Derdim başka.

Bahsettiğim yol, İzmir’in en önemli ulaşım araçlarından metronun bir istasyonuna uzanıyor. Ulaşım noktası. O yüzden önemli. Önemsenmeli de.

Yeni istasyon ve Yıkılan Köprü

Yaklaşık bir sene önce Kahramanlar ve Ege  mahallesini, Hilal metro istasyonuna bağlayan ucube bir köprünün yarattığı mağduriyeti yazmıştım. İşte o köprü 3-4 ay önce yıkıldı. Yıkılan köprünün altındaki tren yolu da faaliyete kapatıldı. Çünkü o bölgeye yeni bir istasyon yapılıyor. Yayalar için yola önce asfalt döküldü ancak sonrada o yol da yıkıldı. İşte bu istasyon çalışmaları nedeniyle her taraf toz toprak içinde. Yağış olunca da bol bol çamur tabii… İstasyon yapılıyor diye ortalık şantiye alanı gibi, metro istasyonuna ulaşmaya çalışan yayalar mağdur.

 

Banliyö treni faaliyete başladıktan yaklaşık bir sene sonra Alsancak istasyonunun faaliyetine son verilmesi, Hilal’e banliyö treni için aktarma istasyonu yapılması kararı da ayrı bir komedi. TCDD ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sormak gerekiyor; dün neden düşünmediniz aktarma istasyonunu Hilal’e yapmayı? Yeni kalkıştınız bu işe madem, o yolu kullanan insanları hiç mi düşünmüyorsunuz?  Her yer yıkık dökük, toz toprak. Yağmurda da ayrı dert. Bu muameleyi mi hak ediyor bu yolu kullanan insanlar?

 

İzmir Büyük Şehir Belediyesi başta olmak üzere yetkili kurumların bölge insanına verdiği değer ortada. Eminim bu sorunlar Alsancak ya da Karşıyaka gibi daha “merkez” semtlerde olsaydı hepsi halledilirdi. Ama burası Hilal, yani “çevre”. ‘Kentsel dönüşüm’ adı altında boşaltılan Ege mahallesi ve alt ve orta sınıfların yaşadığı Kahramanlar mahallesinden insanlar kullanıyor bu istasyonu çoğunlukla. O yüzden çok da önemsenmiyor sorunlar. Yol yokmuş, her taraf toz -toprakmış çamurmuş kimin umrunda?

 

Can güvenliği bile önemsenmiyor ki. Alttaki fotoğraf yıkılan köprünün yerine yapılan inşaat çalışmasının fotoğrafı. Görüntü karanlıktan dolayı çok net değil ancak dikkatle bakarsanız fotoğrafta çukur görülüyor. O çukurun etrafında hiçbir güvenlik önlemi alınmış değil. Kazaya davetiyenin fotoğrafı…
 Çukurun etrafında hiçbir güvenlik önlemi yok...


Çukurun etrafında hiçbir güvenlik önlemi yok…

Yukarıdaki fotoğrafa baktığınızda çukurun dibinden çekilmiş sanabilirsiniz. Ancak yayaların yürüdüğü yer en fazla üç insanın yan yana yürüyebileceği bir genişlikte. Bir tarafta tel örgü var, diğer yanda ise çukur.
İzmir’de ağızlara sakız olan ‘çağdaşlık’ edebiyatının ne kadar yapay olduğu böyle durumlarda ortaya çıkıyor. Belediye çağdaşlığı şehri bayrakla donatmak zannediyor. Ne yazık ki birçok İzmirli de aynı fikirde. Bir ay yıldızlı bayrak, bir Atatürk posteri yetiyor, artıyor…
Peki soruyorum, bu manzara  bu çağa mı ait? Bence değil. Siz ne dersiniz?