Serhatcan Yurdam
Henüz yorum yok

Deprem Öldürmez, Kürt Sorunu Öldürür

Decrease Font Size Increase Font Size Boyutla Yazdır

Yine unuttuk Van’ı…bloggin-775x1024

Kimimiz unutmuş, kimimiz unutuyorduk ki, tam bir hafta önce, Cuma günü, Bahçeşehir Üniversitesi’nde, birkaç güzel insanın çabalarıyla düzenlenen bir panel hatırlattı bize Van’ı.
Katılımcıların her biri konuyu farklı bir boyutuyla ele aldı. Söyleyecekleri çok şey vardı elbette, süre yettiği kadar dolu dolu anlattılar da. Konu; “Van depremi sonrası medyanın toplumsal hafıza kaybındaki rolü” idi.
Van depremi, medyanın tutumu ve nefret söylemi konuşuldu, tartışıldı.
Bahçeşehir Üniversitesi, İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Mahmut Çınar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelin konuşmacıları ise öğretim üyesi Yasemin İnceoğlu, Gazeteci Naif Yaşar, aktivist Çiğdem Mater, Leman Dergisi Yazı işleri müdürü Zafer Aknar idi.
Neden bu konuklar?
Yasemin İnceoğlu… Nefret söylemi, nefret suçları konusunda akademinin ilk akla gelen isimlerinden. Van depremi sonrası nefret söyleminin yaygın medyadaki yansımalarını konuşmak üzere oradaydı.
Naif Yaşar ise iki depremi de yaşamış; Van’ın yerel internet gazetesi baskalenews.com’un site koordinatörü, Vanlı bir gazeteci. Paylaşacak yüzlerce bilgi, anı ve deneyime sahip. Elinden geldiği kadarını paylaştı da, bazan boğazı düğümlenerek, bazan gözleri dolarak…
Çiğdem Mater; Van depreminin hemen ardından sosyal medya üzerinden yardım kampanyalarının örgütlenmesine öncülük eden isimlerden… Deprem sonrası Van’a gitti ve yardım organizasyonlarında yer aldı. Açık Radyo’da Van Depremi Günlüğü programını yapıyor, her gün Van’da yaşayanlarla konuşup Van’daki gelişmeleri ya da gelişememeleri(!) aktarıyor.
Ve Leman Dergisi Yazı İşleri Müdürü Zafer Aknar… Depremden birkaç gün sonra Van’a gidip süreci yaşayanlardan. Aynı zamanda savaş muhabirliği de yapmış bir gazeteci.
Deprem Öldürmez, Nefret Öldürür
 Oyuncu Mert Fırat’ın açılış konuşmasıyla başlayan panelde, panelistlerin konuşmalarından önce fotoğrafçı Kerem Yücel‘in Van depremi fotoğraflarının ve izlenimlerinin yer aldığı bir video izlendi.
Fotoğrafları görmek için tıklayın: Van Depremi
Ardından, panelin moderatörü Mahmut Çınar kısa bir konuşma yaparak, deprem sonrası sosyal ağlarda kusulan nefreti hatırlattı, deprem Kürt coğrafyasının bir parçası olan Van şehrinde gerçekleştiğinden, devletin ayrımcı politikalar izlediğini belirtti, olası bir İstanbul depremine karşı da hazırlıksız olunduğunu ekledi ve sözü Yasemin İnceoğlu’na verdi.Yasemin İnceoğlu, medya üzerine üç tespitle başladı konuşmaya:
Medyanın dördüncü kuvvet işlevinin Türkiye medyasında gerçekleşmediği, medyanın bekçi köpeği (watchdog journalism)* işlevinin yaygın medyada yürütülmediği, toplumsal rızanın üretimi (manufacturing consent)** konusunda medyanın etkin bir araç olduğu.Kısaca özetleyip medyanın Van depremindeki olası tutumunu tahmin edecek olursak; medyanın halkı doğru bilgilendirmesi bir hayalden ibaretti, dezenformasyonun bini bir para olacaktı, oldu da…Yasemin İnceoğlu, nefret suçu ve nefret söyleminin ne demek olduğunu – hatta ne olmadığını- anlatarak devam etti.

Bir ifadeyi nefret suçu ve/veya nefret söylemi olarak ilan ederken dikkatli olmak gerektiğini söyledi; ifade özgürlüğünün önemine dikkat çekti.

Medya Van’da barış gazeteciliği yaptı mı, yapsaydı ne olurdu? diye sordu Yasemin İnceoğlu. Tabi ki barış gazeteciliğinden eser yoktu ortada. Ama nefrete yer vardı yaygın medyada.

Yasemin İnceoğlu Van depreminden sonra medyada nefret söylemin en bariz iki örneğine değindi: Duygu Canbaş ve Müge Anlı.

Şöyle anons etmişti haberi Duygu Canbaş:

-“Türkiye bugün bir başka derin haberle aslında sarsıldı tüm Türkiye. Her ne kadar doğusundan, Van’dan gelmiş olsa da bu haber, hepimizi gerçekten derinden sarstı ve üzdü…”

İzlemek için tıklayın: Duygu Canbaş’ın Van Depremi yorumu

İçinde derin bir nefreti barındıran bu sözler Duygu Canbaş’ın çalıştığı kurumu hiç rahatsız etmemiş olacak ki, spikere herhangi bir yaptırım uygulanmadı.

Aynı programın devamında, kanala gelen tepkilerden ötürü Duygu Canbaş bir açıklama yaptı. Açıklamasında kendini savundu, yetmezmiş gibi üste çıkıp kendisine tepki verenleri de fırsatçılık yapmakla suçladı. Kanal spikerin arkasında durdu.

Müge Anlı vakası ise en az diğeri kadar iç karartıcıydı. Üstelik Müge Anlı nefretini kusarken ne dediğinin bilincindeydi fazlasıyla:

-“Her fırsatta küçücük çocuklar tarafından taş attırılan polisler, olay yerine gelip ilk müdahale edenlerdi. Onlara taş atanların da elleri kırılsın. Canımız istediğinde kuş avlar gibi taş atıyoruz. Dağlarda vuruyoruz. Sonra bir şey olunca da asker gelsin, polis gelsin diyoruz. Kuş avlar gibi avlamayalım bunları. O kadar kolay değil. Herkes haddini bilecek…”

İzlemek için tıklayın: Müge Anlı’nın Van depremi yorumu
Telefonlar, mailler, kanalın önünde basın açıklaması ve protesto… Kanala yüzlerce tepki yağmasına rağmen Müge Anlı programına devam etti. Bağlı olduğu kurum onun ve nefret dolu sözlerinin arkasında durdu.Peki ya RTÜK? Yasemin İnceoğlu’nun da belirttiği gibi, her fırsatta ahlak bekçiliğine soyunan RTÜK, konu nefret söylemi olunca kafasını ya kuma gömüyor, ya da ‘dostlar alışverişte görsün’ yaklaşımıyla hareket ediyor.Sözü özü, Van depremiyle birlikte ekranlara taşınan nefret söylemi, medya kuruluşlarını da RTÜK’ü de rahatsız etmedi; her biri bu suçlara ortak olmayı tercih etti.Son olarak İstanbul depreminde rating uğruna gazetecilik etiğinin çiğnendiği bir olayı anlattı Yasemin İnceoğlu.Olay şöyle:Bir muhabir enkaz başındaki  bir çoçuğun yanında ve ona mikrofon uzatıp soru soruyor ve o esnada enkazdan çocuğun annesi çıkarılıyor. Çocuğa verdiği zarar muhabire yeterli gelmemiş olacak ki devamında muhabir şu cümleyi kuruyor çocuğun yanında: “Muhetemelen bu anne çocuğuna bir daha masal okuyamayacak.”

Rating uğruna yapılan bu kepazeliğe inanmak zor, ama olay gerçek.

“Van depremi Kürt Sorununun ta kendisidir.”

Yasemin İnceoğlu’nun konuşması bitince, moderatör sözü Çiğdem Mater’e verdi. Çiğdem Mater depremin Van’daki izlerini ve yönetim zaafiyetini anlattı, çarpıcı tespitlerde bulundu.

Twitter’daki Van Dayanışma hesabı ve Yalnız Değilsin Van blogunun etkin kullanılmasıyla önemli sonuçlar elde edildiğini, sosyal medyanın yardım organizayonunda ne kadar önemli bir rol oynadığını anlattı  Mater.

S630011423 Ekim’deki ilk depremin ardından Van’a giden Çiğdem Mater gördüklerini, deneyimlediklerini “Van depremi Kürt sorununun ta kendisidir” cümlesiyle özetledi.

Hükümetin Van’da nasıl bir çifte standart uyguladığını anlattı Çiğdem Mater:

Van Belediyesi, Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) seçim kazandığı belediyelerden. Van Erciş Belediyesi ise Ak Parti’li belediyelerden. Hükümet yardım politikasını da bu ayrıma göre yürütmüş Van’da!

Erciş’te, Van’ın merkezi ve köylerinden daha fazlaya yardım dağıtıldığını belirten Çiğdem Mater, bazı köylere hiçbir yardım yapılmadığını da söyledi.

Çiğdem Mater ve diğer birkaç gönüllü Erciş Belediyesi’ne gittiğinde belediye binasında 4 bakanla karşılaşmış. Bir  bakanla görüşüp bazı köylere yardım ulaştırılmadığını söylediklerinde, bakan durumu reddetip her yere yardım ulaştırıldığını söylemiş.

Yardım ulaştırılmayan köylerin isimleri sayıldığında bakandan gelen cevap kan dondurucu: “Orası bizim bölgemiz değil.”

Bakanın “bizim bölgemiz değil” dediği yer, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir yer. Tek “eksiği” ise, sandıktan Ak Partiyi çıkarmamış olması!

 

Güven, Güvensizlik ve Potansiyel Testi

İstanbul depreminde yardım çalışmalarında en ön sıralarda yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) askerlerini Van depreminde görmek mümkün olmadı. Çiğdem Mater’in anlattıklarına göre, Van’a gelen yardımların PKK’ya aktarılma korkusuyla devlet, sınır bölgelere bol miktarda  asker yığmış ve bu yüzden arama-kurtarma çalışmalarına katılacak asker kalmamıştı.

Bu durumun 230 cana mâl olma potansiyeli taşıdığı gerçeğini de hatırlattı Mater. Van’da 230 kişi enkazdan çıkarılamamış ve ölmüştü.

Vanlılar devlette güvenmek, insanca muamele görmek istiyorlardı.Yurttaş olduklarını hissetmek, “kardeşlik edebiyatı”nın gerçekliğini görmek istiyorlardı.  Ama…

Çiğdem Mater’in dediği gibi, “Vanlının meselesi güvendi, devletinki güvensizlik”…

Marmara depreminde uluslararası yardımların kabul edildiğini ancak Van depreminde yardımların geri çevrildiğini hatırlattı Çiğdem Mater. Mesela Van’a en yakın ülkelerden Ermenistan yardım uçağı hazırlamış, fakat uçak havaalanında 2 gün bekletilmişti. Bekletilme nedeni iste uçakta gıda maddelerinin yer almasıydı.

Yurtdışından gelen yardımların reddilme nedenini Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “İlk anda kendi potansiyelimizi görmek istedik. Bizim ekiplerimiz yeterli olduğundan dışarıdan destek istemedik” diye açıkladı.
Potansiyel testinin faturası ağır oldu. 644 kişinin öldüğü Van depreminde kaç kişi potansiyel testi kurbanı oldu henüz bilinmemekte, ancak cevabı tarih yazacak.
Gazeteci Cem Emir ve Sabahattin Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan ikinci depremin simgesi Bayram Oteli oldu. 22 kişi öldü Bayram Oteli’nde.Oturulabilir diyorlardı, ölünebilirmiş de…Çiğdem Mater, Bayram Oteli dışında, oturulabilir durumda başka bir otelin daha olduğunu ve ekran yüzü, ünlü gazetecilerin o otelde konakladığını anlattı. Günlüğü 150 lira olan, 5 yıldızlı bir otel. Bayram Oteli’nin günlüğü 75 liraydı, ve muhabirlere ancak Bayram Oteli layıktı(!)Depreme dayanıklı otelin kontenjanı uygun olduğu halde, içerisinde koca koca çatlakların ilk bakışta göze çarptığı Bayram Oteli’nde kaldı basın emekçileri. Haber peşinde koştular ve en acı şekilde haberin konusu oldular.İkinci deprem olmadan günler önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar şöyle demişti:

“Büyük depremin olduğu yerde bir daha deprem olmaz. Dünyada bunun bir örneği görülmemiştir. Bugün diyebilirim ki Van merkez ve Erciş en güvenilir bölgedir. çünkü buradaki fay kırılmıştır, enerjisini boşaltmıştır.”

“En güvenli bölge”de 32 kişi öldü.

Hasarlı binaların %82’sinin devlete ait olduğunu belirten Çiğdem Mater, öğrencilerin çektiği çileyi de anlattı.

Devlet binaları, okullar, üniversiteler kullanılmaz halde olduğundan öğrenimlerine ara vermek zorunda kalan öğrenciler çok zor durumda kaldı, hâlâ zor durumdalar. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencileri harç ödemezlerse üniversiteye devam edemeyecekler. Bel bağladıkları tek şey ise toplanmaya çalışılan yardımlar ama toplanan yardımlar gerekli meblağdan oldukça uzak.

Maliye bakanlığının bir düzenlemesi, bakanlar kurulunun o düzenlemeyi onaylaması sorunu çözmek için yeterli. Ama yetkililer oralı olmuyor.

***

Söz medyaya gelince, Hürriyet Gazetesi de payına düşen eleştiriyi aldı Çiğdem Mater’den.

Hürriyet, Van’da hayatın normale döndüğünü manşete çekmişti çünkü. Elbette utanç verici bir yalandı bu.

Van depremi sonrası medyanın toplumsal hafıza kaybındaki rolü konulu bir panelde Hürriyet’in haberinden daha iyi bir örnek de olamazdı.

Çiğdem Mater’in daha anlatacağı çok şey vardı fakat süre dardı.

Söz sırası Leman Dergisi Yazı İşleri Müdürü Zafer Aknar’a geçti.

Zafer Aknar’a göre Van’daki yıkımı, yardım politikalarını ve medyayı analiz ederken, sonuçlara değil sisteme bakmak gerekiyordu. Çarpık, yanlış kentleşme politikalarının, köylerin boşaltılmasıyla beraber merkezde yaşanan nüfus patlamasının olağan sonucuydu bu yıkım. Yani Kürt sorunundan, kentleşme politikalarından ayrı değerlendirmek yanlıştı.Medya konusunda da, örneğin Müge Anlı ve Duygu Canbaş’ı suçlamak, eleştirmek yerine onları ekrana taşıyan medya kuruluşlarını eleştirmek gerekiyordu.Zafer Aknar’ın Van’daki gözlemlerinden biri Bayram Oteli’ne ilişkindi. Otele girdiğinde duvarlarda gördüğü kocaman çatlaklar, binanın her an yıkılabileceğinin sinyallerini veriyordu, ama otelin “oturulabilir” olduğu söyleniyordu. Otel birkaç gün sonra yıkıldı da.İsyan ederek anlattığı diğer olay ise Van depreminin simgesi haline gelen bir fotoğraftı. Enkazdan çıkarılmaya çalışılan Yunus’un fotoğrafı…O fotoğrafı çeken fotomuhabir, gazetecilik etiğini enkaz haline getirip enkazın üstünden Yunus’un hemen dibinden çekmiş fotoğrafı meğer. Zafer Aknar, bu olayda da suçun muhabirde değil, medyanın rekabetçi yapısında olduğunu anlattı.

Son konuşmacı gazeteci Naif Yaşar’dı. Naif Yaşar çarpıcı bilgiler verdi. Bazıları şöyle:

-Depremden sonra 400 bin kişi Van’dan göç etti.

-110 bin öğrenci 4 ay öğrenimlerine ara vermek zorunda kaldı.

-Öğrenimleri kesintiye uğrayan 20 bin öğrenci, 1 Nisan’da Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) girdi.

-162 çadır yandı, 8’i çocuk, 15 kişi yandı.

-1500 esnaf kepenk kapattı.

-Vanlı iş adamları Van’a sahip çıkmadı.

-Köylerin boşaltılmasından sonra oluşan yoksul  mahallelere yardım götürülmedi.

-Van’da 72 bin bina yıkılacak.

-Van Gölü kıyısı enkaz molozlarıyla dolduruluyor. Doğa öldürülüyor…

 

Naif Yaşar, Van’dan göç eden depremzedelerin, göç ettikleri şehirlerde zor durumda olduklarına da dikkat çekti. Anlattıklarından çıkan sonuç Türkiye’de deprem mağduru olmanın çok zor olduğu, hele bir de Kürt coğrafyasında bir depremzede iseniz, durumun çok ama çok daha zor olduğuydu.

***

Buraya aktarılamayacak kadar çok şey konuşuldu, tartışıldı panelde. Çıkarılacak çok ders vardı.

Bir yanda umut öbür yanda büyük bir umutsuzluk…

***

Görünen o ki, Van’ı unutmuşuz, unutturmuşlar.

Türkiye basınının “amiral gemisi” Hürriyet Gazetesi normalleşme müjdesi verdiyse de(!), Van’da hayat normale dönmüş değil. Hem fizikî hem, hem insanî yaraların sarılması için uzun bir zaman ve yoğun bir destek gerekiyor. Herkesin bu derde derman olması lazım.

İşe önce Van’ı hatırlamakla başlamalı.

Ve sonra…

Var mısınız elinizi taşın altına koymaya?

*= Bekçi köpeği gazeteciliği nedir? Tıklayınız

**= Rızanın üretimi nedir? Tıklayınız