Serhatcan Yurdam
Henüz yorum yok

Egemen Bağış’ın penceresi

Decrease Font Size Increase Font Size Boyutla Yazdır
Hürriyet Gazetesi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun hazırladığı Aile İçi Şiddete Son! – Gökyüzü Herkesindir Konferansı’nın düzenlediği Bahçeşehir Üniversitesi, Kadın hareketine gönül vermiş birçok katılımcının yanı sıra siyaset, medya ve iş dünyasından da tanınmış kişileri konuk etti.aile-ici-siddete-son-demek-icin-soyluyor-2531937_7931_o

2004 yılında, Hürriyet Gazetesi ve İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından başlatılan Aile İçi Şiddete Son! kampanyası 7 yıldır devam ediyor. Kampanyada gerek kadına yönelik erkek şiddeti konusunda farkındalık yaratmak, gerek şiddet mağduru kadınları korumak ve kurtarmak konusunda önemli işlere imza atıldı.

Bu kampanyanın bir parçası olarak, Hürriyet Gazetesi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) 2005 yılından bu yana Aile İçi Şiddete Son! adıyla konferans düzenliyor. Bu yıl, “Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olan 25 Kasım’da düzenlenen konferansta Türkiye ve farklı ülkelerden birçok katılımcı, kadına yönelik şiddetin ulaştığı boyutları; şiddete karşı oluşturulan mücadele biçimlerini anlatmak için Bahçeşehir Üniversitesi’nde bir araya geldi.  Konferansın açılış konuşmaları da hayli dikkat çekiciydi.

251120112516-1024x768

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin konuşma yaparken Hükümetin kadın politikalarını eleştiren iki genç kadın tarafından protesto edildi. Bakan Fatma Şahin manzara karşısında serinkanlı davransa da polis “kraldan çok kralcı” davranarak ortamı kızıştırdı, protestoculara müdahale etti. Salondaki dinleyicilerin protestosu sonucu polis salondan ayrılmak zorunda kalırken, protestocular da kendi istekleriyle salonu terk etti.

Gökyüzü Herkesindir kitabının ön sözünü yazan Elif Şafak da  kadın dayanışmasının gerekliliğinin altını çizdiği, erkek-egemen sistemi eleştirdiği bir konuşma yaptı. Elif Şafak’ın konuşması salonun beğenisini topladı.

Program, konferansa ev sahipliği yapan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü, Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın kadına yönelik şiddetin acilen durdurulması gereken toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan konuşmasıyla başladı. Şenay Yalçın’dan sonra konuşma yapan UNFPA Türkiye Temsilci Dr. Zahidul Huque, istatistiklerle kadına yönelik şiddet konusunda dünyadaki mevcut durumdan bahsetti ve bu konuda UNFPA’nın kurumsal çalışmalarını anlattı.

Günün 3. konuşmacısı ise Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı’ydı. Konferansa Hürriyet Gazetesi’ni temsilen katılan Vuslat Doğan Sabancı, Türkiye’de şiddet mağduru kadın sayısının, “terör” ve deprem mağdurlarının sayısından fazla olduğu söyledi, Türkiye’nin temel sorunun kadına yönelik şiddet olduğunu öne sürdü.

Kadına yönelik şiddeti önlemek için yasaların çok önemli olduğunu, bu konuda hükümete önemli işler düştüğünü belirten Vuslat Doğan Sabancı, programa konuk olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Avrupa Birliği Bakanı – Başmüzakereci Egemen Bağış’ın yapacağı konuşmayı sabırsızlıkla beklediğini ekledi.

Bir sonraki konuşmacı, Avrupa Birliği Bakanı – Başmüzakereci Egemen Bağış’tı. Bakan Bağış, Türk ve İslam tarihinden; İslam’dan referansla kadına yaklaşım konusunda klişeleşmiş “güzellemeler”le süslediği konuşmasında aile kurumunun önemine dikkat çekti.

“Altını çizerek söylüyorum, bizim tarihimizde böyle bir şey (kadına şiddet) yoktur” diyen Egemen Bağış, “Nisa Suresi 19″da yer alan “kadınlarla iyi geçinin” cümlesini hatırlattı, kendisinin de bunu ilke edindiğini söyledi.

İslam peygamberinin “Veda Hutbesi”nde kadınlar için söylediği sözleri hatırlatan Bakan, cümlesini “işte biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz!” diye bitirdi.

Türk devletlerinde kadının devlet yönetimine katılmasından da bahseden Egemen Bağış, konuşmasına Atatürk’ün 1934’te kadınlara seçme hakkı “verdiğini”, “demokrasi ve özgürlükler konusunda bize ders vermeye kalkan Fransa”nın bu hakkı on yıl sonra tanıdığını ekleyerek devam etti.

251120112513

AB Bakanı – Başmüzakereci
Egemen Bağış konuşma yaparken

Bakan, Atatürk’ten bahsederken salonda kuvvetli bir alkış koptu. Konuşmasına “kadına şiddet erkeklik değil, ürkekliktir” gibi “veciz sözler” eklemeyi de ihmal etmeyen Bakan, sözlerine “Türkiye’de güzel şeyler  oluyor…” klişesini ekleyerek son verdi.

Bakanın konuşması, “güzelleme” ağırlıklı olunca, salondaki bir kadın dinleyiciden “biraz da sebeplerden bahsedin!” çıkışı geldi. Konuşmanın içeriğine itirazı olan sadece o kadın değildi. Salondan başka sesler de yükseldi. Bunun üzerine Egemen Bağış, “arkadaşlar sabredin, oraya da geleceğim” cevabını verdi. Fakat Bakanın bir türlü “oraya gelmediğini” söylemek pek de yanlış olmaz.

 

Egemen Bağış’ın konuşması akıllara şu soruyu getirmiş olabilir: Türkiye toplumu madem bu kadar “temiz sicil”e sahipti; o halde “eksik etek”, “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek”, “kızını dövmeyen dizini döver” gibi deyim ve atasözleri nasıl oluştu, dilimize yerleşti? Dilimize yerleşmekle kalmadı, zihnimize hatta bilinçaltımıza yerleşti?

Egemen Bağış’a göre bu utanç sözcükleri nereden, nasıl geldi ve hâla nasıl varlığını sürdürüyor, bilinmez.  Ancak bilinen bir şey var. Bu topraklarda kadına bakış/yaklaşım hiçbir zaman Bakan’ın anlattığı gibi “güllük-gülistanlık” değildi. Hâlen de değil.

Allı pullu cümleler bizi çözüme mi götürecek?

Yoksa her gün bir kadın daha erkek şiddetine kurban mı gidecek?

Cevabı size bırakıyorum…

Kadına şiddet konusunda, Egemen Bağış’ın yaptığı “aile” vurgusu da dikkate değer. Bunun hükümetin temel yaklaşımının bir parçası olduğu da söylenebilir. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılması, onun yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması bunun en açık göstergesi.

 “Aile” kelimesinin  hatırlattığı tek şey ise yıllardır süregelen ve onlarca can alan, “kol kırılır, yen içinde kalır” zihniyeti…

Öyle görünüyor ki, Egemen Bağış konuya yanlış bir pencereden bakıyor. Ve baktığı pencereden gördüğü, bize gösterdiği âdeta güneşli, güzel bir bahar sabahı.

“Hakikât”in penceresi ise şunu gösteriyor:

Karlı ve soğuk bir kış gecesi, tüm kadınlar yarı-çıplak, yalın ayak ve sokakta…

Sizin pencereniz hangisi?