Serhatcan Yurdam
1 Yorum

Berna ve Ferhat’ı Beklerken: Gasp Edilmiş 19 Ay ve Kırık Dökük Özgürlük

Decrease Font Size Increase Font Size Boyutla Yazdır

 

berna-ferhat

Saat sabah 10:30 suları… Adliyeye yaklaşamadıkları için Bahçeşehir Üniversitesi’nin girişinde pankartlarını açmış bir grup Dev-Genç üyesi slogan atıyorlardı. Daha sonra öğrendiğim, sabah 10’dan beri oradalarmış. Kimi yere oturmuş, kimi ayakta; karşılarında da polis barikatı var. Barikat, grubu adliyeden uzak tutmaya yönelik. Hele bir geçmeye kalksınlar, “çevik kuvvet” orada, nizamî dizilmiş. Neler olabileceğini siz düşünün(!)

Duymayan duysun, bilenler bilmeyenlere anlatsın. Ama kusura bakmayın, yeni duyan varsa utansın. Başbakan  Erdoğan’ın karşısında açılmış bir pankart. Üstünde de “Parasız Eğitim İstiyoruz, Alacağız” yazıyor. Açanlar Berna ve Ferhat. 19 aydır tutukluydular. Bugün tahliye edildiler.  Tahliyeye mi sevinmeli, hayatlarından çalınan 1,5 yıla mı üzülmeli?..

Sevmediğim klişelerden biridir, ama elden ne gelir, sözün bittiği yerde olmak bu olsa gerek.

Tekrar bugüne dönelim. Öğle saatlerine doğru sabahki grup kalabalıklaşmış. Sloganlar atılıyor, halay çekiliyor. Alanda Dev-Genç üyelerinin nicel ve nitel ağırlığı devam ediyor.

 

 

Durmaksızın atılan sloganlar ve açılan pankartlar tek bir tema etrafında toplanıyor: Parasız eğitim istemek suç değildir; Berna ve Ferhat serbest bırakılsın.

Hak vermemek elde mi?

“Parasız Eğitim İstemek Suç Değildir!”, “Ferhat, Berna Serbest Bırakılsın!”, “Öğrenciyiz, Haklıyız Kazanacağız!”, “Yaşasın Dev-Genç, Yaşasın Dev-Genç’liler!” diye slogan atan gençler hem öfkeli, hem başıdik hem de umutlu. Sloganların durduğu yerde türküler, marşlar, halaylar başlıyor.

Dev-Genç’ten Ümit, Mahir ve Sevinç’in anlattıklarına kulak vermek lazım, üçü de öğrenci: “Biz sadaka değil hakkımızı istiyoruz, arkadaşlarımız da en doğal haklarından birini talep ettikleri için 19 aydır tutsak” diyorlar.  Dava sürecinde Beşiktaş adliyesine 2-3 kez gittiklerini söyleyip adliyenin ‘komşusu’ Bahçeşehir Üniversitesi öğrencilerinin  bu zamanlarda kendilerine şaşırtıcı bir biçimde kayıtsız kaldıklarını da ekliyorlar.

 

 

Aynı saatlerde, “nev-CHP’li” Sülayman Çelebi ve ardından Gürsel Tekin de alana geldi. Tabii bazı CHP ilçe örgütleri de. Büyük büyük pankart ve dövizlerle oradaydılar. Medyanın dikkati bir anda onlara yöneldi. Gürsel Tekin basın açıklaması yaptı. Medyanın ve insanların dikkatinin CHP’lilere yönelmesinin ardından Dev-Gençliler rahatsızlık duymaya başladı ve hep bir ağızdan, “Yaşasın Dev-Genç, yaşasın Dev-Gençliler” diye slogan attılar. Belli ki CHP’nin destek vermekten çok “siyasi şov” yaptıklarını düşünüyorlardı.

 

 

Çok geçmeden Dev-Genç CHP’ye çağrı yaptı.

“Amacınız arkadaşlarımıza destek vermekse, pankartları indirin ve orada durmayın, yanımıza gelin” nevinden bir açıklama yapıldı. CHPliler ve Dev-Gençliler arasında birkaç metre mesafe vardı. CHPliler çağrıya kulak verdi ve davete icabet etti.

Dev-Gençli Ümit

Tekrar Dev-Gençli Ümit’le konuştum, tutumlarını daha açık bir şekilde anlattı. Ümit, “Aylardır çalmadığımız kapı, destek istemediğimiz bir allahın kulu yok, kimse siz bizim kapımızı çalmadınız diyemez, CHP de öyle” dedi ve ekledi:

 

“Biz defalarca bu davayı protesto ettik, yalnızdık. Beşiktaş meydanından Dev-Gençlileri polisin kovalaması yetmiyor gibi bir de zabıtalar kovaladı. Beşiktaş belediyesi CHP’li değil mi? CHP o zaman neredeydi? Buradalar ama samimiyetlerine inanmıyoruz. Biz 19 aydır mücadele veriyoruz, var gücümüzle direniyoruz ve sonuçta dava gündeme oturdu, kamuya mâl oldu, şimdi CHP gelmiş bu davadan nemalanmaya çalışıyor…”

 

 

CHP’nin orada olması bir önem taşısa da samimiyet testinde sınıfta kalmışa benziyorlar. Süleyman Çelebi ve Gürsel Tekin davayı izlerken, CHPli kalabalık çok geçmeden dağıldı.  Buna karşın farklı kesimlerden insanlar adliyenin önüne gelmeye, davayı protesto edip Berna ve Ferhat’a destek vermeye devam ettiler ve grup kalabalıklaştı. Öğlenin ilerleyen saatlerinde KESK üyeleri de geldi ve sloganlarla tutuklu öğrencilere destek verdiler, davayı protesto etiler  ve daha sonra basın açıklaması yaptılar.

 

 

BDP de davayı protesto; Ferhat ve Berna’ya  destek için oradaydı. Sebahat Tuncel ve bir grup BDP’li tıpkı destek vermeye gelen

 BDPli Sebahat Tuncel basın açıklaması yaparken

KESK üyeleri gibi alkışlarla karşılandılar.  Sebahat Tuncel basın açıklaması yaptı. Sırrı Süreyya Önder  de davayı izleyenler arasındaydı. Aynı gün KCK davasından tutuklananların da Beşiktaş adliyesinde davaları vardı. BDP’li grup “Biz Biz Biz KCK’liyiz”, “Biji Bıratiya Gelan” ve ” Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Berna, Ferhat Serbest Bırakılsın”  gibi sloganlar atarak KCK tutuklamalarını eleştirdi, Berna ve Ferhat’ın tutukluğunu protesto etti.

Duruşmayı izleyen vekillerden BDPli Sırrı Süreyya Önder, Ferhat ve Berna’nın davaları bittikten sonra adliyeden çıkıp  kısa bir açıklama yaptı ve sonra KCK davasını izlemek için tekrar adliyeye döndü.

Dev-Gençlilerin yanısıra davayı protesto eden grup daha kalabalıklaştı sloganlar neredeyse kesintisiz devam etti. Oyuncu Nur Sürer ve Rıza Kocaoğlu da tutuklu öğrencilere destek olmak için oradaydılar.

Berna’nın babası Yusuf Yılmaz ve Ferhat’ın annesi Hayat Tüzer de mağduriyetlerini belirten birer konuşma yaptılar. Çocuklarının suçsuz olduğunu ve hayatlarından 19 ay çalındığını söyleyip tahliye ümitlerini dillendirdiler. Hayat Tüzer, Ferhat’ın hapishane koşullarının çok kötü olduğunu, kötü muameleye maruz kaldığını belirtti ve F tipi cezaevlerinin insanlık dışı ‘yaşam alanları’ olduğunu ekledi.

Sloganlar atılmaya, halaylar çekilmeye devam edilirken saat 5’e dayandı. Nihayet duruşma son buldu. Berna ve Ferhat tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Alanda kayıp, çalınmış 19 ayın burukluğu; öfkesi hakimken, gelen ‘iyi haberle’ kazanılan özgürlüğün mutluluğu, sevinci sardı etrafı. Ve yine sloganlar… Dev-Gençliler tahliyeyi mücadele sonucu kazandıkları bir zafer olarak görüyorlar.

 

061020112206

Berna ve Ferhat’ın avukatı Taylan Tanaybasın açıklaması yaparken

Ferhat ve Berna’nın avukatı Taylan Tanay da bir basın açıklaması yaptı. Tutsak gençlerin özgürlüklerine kavuşmasında toplumsal ve örgütlü desteğin öneminin büyük olduğunu işaret etti. Çalınan 19 ay için de hukuk mücadelesinin devam edeceğini söyledi. Adliyenin önü, daha doğrusu kurulan polis barikatının önü, sevinç gösterilerine sahne oldu. Dev-Gençliler az sonra arkadaşlarını almak üzere oradan ayrıldılar. Ferhat’ı Kandıra’dan, Berna’yı Bakırköy’den alacaklardı, tutukluluk hâli sona ermişti ve mutluydular.

 

Hayat Tüzer’in o anki mutluluğu, devletin zalimliğini hatırlattı bana bir kez daha. Zira devlet, sosyo-ekonomik sistemin belki de tüm eziciliğini, zalimliklerini yaşattığı Hayat Tüzer’den yoksulluğa isyan ettiği için oğlu Ferhat’ı alıp tutsak etmiş ve dahi ona işkence bile etmişti. 19 aylık haksız tutsak edilme işkencelerin en büyüğü değil mi zaten?

 

Komedi filmlerine bile konu olamayacak bir sebepten tutsak edilen bu iki genç dava sürecinde okullarından da atıldılar. Türkiye’nin yoksul yığınlarından iki öğrenciden bir ufak ses duyulursa, uygulanması muhtemel faşist yöntem budur. Verilmek istenen mesajın özeti budur; bu bir gözdağı.

 

Bu dava, yasaların hukuksuzluk için kullanılmaya en uygun malzeme olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ne kadar da ironik. Türkiye de benzerlerini yüzlerce kez gördük zaten değil mi?Başbakanın otoriter-totaliter zihniyetini bir kez daha gördük. Heybetli fiziği, öfkeli hitabeti ve muktedir olmanın verdiği yüksek kibrine bakıp da “güçlü” olduğunu düşünüyorsanız hata ediyorsunuz.

Eğer güçlü olsaydı, eğer cesur olsaydı, eğer muktedir olsaydı 2 yoksul gencin haklı ve insanî talebinden bu kadar korkmazdı! O gençlerin gördüğü zulme sessiz kalan, zulmü destekleyen başbakanın vicdanı olduğundan bahsedebilir miyiz?

Hayır. Başbakan büyük bir korkak: İktidarı kemikleştikçe vicdanı körelen, oy oranı arttıkça insafı eriyen zavallı bir insan.